
Çocukluğa ve Gökyüzüne Doğru: Dumanlı Yayla Göçü
Yolculukların en güzeli, çocukluğa ve gökyüzüne doğru olandır. Dumanlı dumanlı, oy bizim eller diye başlayan türküler yeniden söyleniyor. Kağnılar öküzlere koşulmuş, traktör vagonları hazır, kap kacak toplanmış, Arısu köyü sakinleri, hayvanlarıyla birlikte büyük bir coşku ve hazırlıkla Dumanlı Yaylası’na göç ediyor. Yüzyıllar öncesinden gelen doğayla uyumlu kadim bir yaşam felsefesinin, imece ruhunun ve unutulmaz bir göçer kültürünün getirdiği bir hareketlilik bu. Aylarca sürecek yayla yaşamı başlıyor. Doğayla iç içe, dayanışma içinde geçecek aylar, nesilden nesile aktarılan toplumsal hafızanın da en önemli kısımlarını oluşturuyor.
Arısu deresi üzerinde sek sek oynar gibi ağır aksak ilerliyor traktör. İnsanların gözlerindeki heyecan okunuyor. Çoluklu çocuklu, yaşlısı genci türküler söylüyor, maniler okuyor, yaylasına kavuşma telaşında. İnek sesleri, çocuk sesleri birbirine karışıyor. Boyu aşan otları, tepelerinde, bellerinde sararmış sırmaları, evleri, kuşu ve börtü böceği ile yayla onları bekliyor. Bellerinde hala karlar var, eriyip Arısu deresinin coşkusuna coşku katacaklar. Sular kayadan, taştan sekecek, toplanacak, birikecek, çağıldadıkça çağıldayacak.
Karşıdan görünen ne güzel yayla
Bir dem süremedim giderim böyle
Ala gözlü pirim sen himmet eyle
Ben de bu yayladan Şaha giderim (Pir Sultan Abdal)
Peyikte toplanacak insanlar, yayla sezonunu açacaklar hep birlikte. Türküler, halaylar, maniler, ellikler, hopbicoğlar, alaçamlar… Peyik Tepesi; toprağın göğe en çok yaklaştığı doruk noktası. Almus’un, Almus Barajı’nın mavi sularının, Hafik’in serin düzlüklerinin üstüne kurulmuş. İnanışa göre Peyik Baba buradadır; dağın yelinin, yeşilinin, kuşunun sessiz bekçisi gibidir. Göç eden, geri dönen, inerken ardına bakan herkes önce buraya uğrar. Elini göğe uzatsan bulutlara dokunacaksın hissine kapılırsın, gökyüzü koca mavi deniz gibi üzerinize serilir.
Yaz gelende yayla seni gezmeli (ey gezmeli)
Kalem alıp kaşın gözün yazmalı (ey yazmalı)
Ne hoş olur yaylanın gözeli (ey gözeli)
Hani yaylam hani senin ezelin (ey ezelin ey ezelin ey ey) (Raci Alkır – Erzurum)
Kadınlar, traktörden iner inmez, kollarını sanki canından bir parçayı sarmaya gider gibi açarak ilk soluğu, bakır helkileriyle çeşme başında alıyorlar. Çeşmenin başına varınca, avuçlarını bol suyla doldurup önce yüzlerini yıkıyor, suyun serinliğini alınlarına çalıyorlar. Sonra avuçlarını birleştirip kana kana sudan içiyor; buz gibi su insanın iliklerine, can damarlarına yürüyor, bütün yorgunluğu bir anda alıp götürüyor. Sonra bakır helkilerini çeşmenin oluğuna tutup; şarıl şarıl akan suyun sesiyle birlikte yayla evlerinin yolu tutuyorlar. Doğal bir düzenek kurulmuş gibi…
Yayla yayla gezersin de
Çimenleri ezersin
Bin bir türlü çiçek var da
Hangisine benzersin (Apolas Lemi – Mektup)

Yayla Evinde İlk Gün: Taşın, Toprağın ve Çayın Kokusu
Yayla evine kavuştuğunda, insanın burnuna önce unutamadığı taşın, nemli toprağın ve ahşabın kokusu vuruyor. İçeri adım atar atmaz ilk iş kuzinenin demir kapağı aralanıyor, çıtırdayan meşe odununun sesine çaydanlığın fokurtusuna ekleniyor. Yanan odunun kokusu evin her yerine yayılıyor, yorgunluktan sızlayan dizlerin dermanı o sıcaklıkta bulunuyor. İlk günün telaşı tıpkı bir bayram yeri gibi başlıyor. Traktörden indirilen kap kacak, tereklere diziliyor; tencereler, bakraçlar güneş altında pırıl pırıl parlıyor. Kışın uzun ve kasvetli sessizliği bu cıvıltılarla bozuluyor aylardır birbirinin yüzünü görmeyen komşular terek dizerken, ocak yakarken hasret gideriyor.
Kimileri çoktan tepelere, bellere koşmuş; insana can veren yayla havasını ciğerlerine çekmiş. Çocukların ayak sesleri taştan taşa seğirtirken, ineklerin boynundaki kelek sesleri bu bayram yerine asıl ritmini veriyor. Yaylada yaşam, baharla yeniden doğuyor; o terekler doldukça, o bacalar tütmeye başladıkça Dumanlı Yaylası yeniden canlanmaya başlıyor.

Yayla Evlerinin Mimari Yapısı ve İşlevselliği
Eski yayla evleri taştan temeller üzerine kurulmuş, gücünü yaylanın kendisinden alıyor. Ahşap çatkıları ormanın kuytusundan kesilmiş, ne fazlası ne eksiği, tam da doğanın verdiği kadarıyla örülmüş. Ocaklığı, kuzinesi, makatı, terekliği, ağılı ve hayatı ile ekosistem oluşturmuş gibi. Evin en dibindeki taş ocak zamanla yerini kuzineye bırakmış olsa da, ocağın yeri hep başköşededir. Derme çatma yataklar, makatlar günün yorgunluğunu siler süpürürken, çalmar etrafına gerdanlık gibi dizilmiş evler komşuluğu, birliği diriliği yaratıyor.
- Arka Bölüm (Ocak): Evin en derin kısmında, ısınma ve yemek pişirme faaliyetlerinin merkezi olan geleneksel taş ocak yer alır.
- Orta Alan (Kuzine Soba): Mekânın tam ortasında konumlanan kuzine soba, hem yemeği hazırlar hem de tüm yapıyı ısıtan kalbin ta kendisidir.
- Sol Kısım (Makat/Yatak): Sol tarafta yer alan derme çatma yatak, kanepe veya geleneksel makat, yorucu yayla günlerinin ardından dinlenme köşesi sunar.
- Çalmar Yerleşkesi: Köy yerleşkesine bağlı dairesel küme evler şeklinde konumlanan bu yapıların ortasında, hayvanların ve malların bulunduğu “çalmar” adı verilen ortak alanlar bulunurdu.

Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Miras
Anlattığımız her şey geride kaldı. Bugün dayatılan modernite ve köyden kente göç dalgası, yayla mimarisini ve kültürünü ne yazık ki kendi kaderine terk ettirdi. Taş duvarların arasında saklı kalan eski köy hikâyeleri, söylenen maniler, kuzinelerden yükselen demlenmiş çayın kokusu ve imece günlerinin sevinci, Dumanlı Yaylası’nın bellerinde suskunluğa terk edilmiş vaziyette.







Kaybolan değerlerimizi yeniden hatırlatan kıymetli bir yazı olmuş.Bu tip yazılar anlatılar gözümüzün önüne bir çok fotoğraf karesi de getiriyor.Yazınin bir gücü de bu bence.
Kalemine gönlüne sağlık
Yayla evlerine sahip çıkamadık… Yayla talan edilmiş.. Aklına gelen istediğini yapmış.. Yaylada birbirine benzeyen ve bir mantığı mimarisi olan yapı bozulmuş… Yazlık evlerle dolmuş yayla… Çalmar kenarına çember şeklinde dizilen anılarımızda ki taş evler gitmiş ve karmaşık renkleri ve biçimleri ile bir arabesk yapılar kaplamış… Ve yayla piknik alanı olmuş sanki.Yaylaya gidelim bir büyük rakı içelim olmuş artık yayla.. Oysa bizi oraya çeken anılarımızda ki evler yok olmuş..