Birbirini tekrar eden rutin üç günlük tatilin ardından son gün, şehrin tarihi dokusunu da hissetmek için önce Lala Mustafa Paşa Camii (diğer adıyla St. Nicholas Katedrali) sonrasında Namık Kemal’in sürgün yıllarını anlamak, kaldığı zindanı ve adına oluşturulmuş Namık Kemal müzesini gezmek amaçlı 45 dakika süren taksi yolculuğu sonrası Magusa’ya geçiyoruz.
Kıbrıslıların bile öğle saatlerinde sokağa çıkmaktan çekindiği, gezimizi 39 derecelik kavurucu bir sıcak altında gerçekleştiriyoruz, bu durum gezimizi daha anlamlı ve sarsıcı kılıyor. Namık Kemal’in burada geçirdiği zorlu yılları zihnimde canlandırmamıza vesile oluyor.
Lala Mustafa Paşa Camii, T.C. Kültür Bakanlığı’nın yürüttüğü restorasyon nedeniyle kapalı olduğundan dışarıdan incelenebiliyoruz.
Sonrasında Namık Kemal’in sürgün yıllarının izini sürüyoruz.
Magusa Sürgünü ve O Gece Yaşananlar
Müze girişinde yer alan tabelaları takip ediyoruz ve sürgünün arka planının izlerini sürüyoruz. Vatan şairi Namık Kemal, Osmanlı Sultanı tarafından 1873-1876 yılları arasında, tam 38 ay sürecek olan sürgün için Kıbrıs’a gönderilmiş. Olayın detayları şu şekilde cereyan ediyor.
1 Nisan 1873’te Gedik Paşa Tiyatrosu’nda Vatan Yahut Silistre oynanır. Halk duygulanıp coşkuluk gösterir ve oyunda geçen ‘Yaşasın Vatan’ seslenişlerine katılır. İşi daha da ileri götürerek ‘Kemal Bey çok yaşa’ diye bağırırlar. İş bununla da kalmaz, izleyicilerden bir kısmı İbret gazetesine gelir ‘Var Olsun Kemal-i Millet!’ dileği ile başlayan bir tezkere bırakırlar. Bu gelişmelere koşut olarak Kemal’in Avrupa’dan da arkadaşı olan Nuri Bey bir makale yazarak halkın Kemal’e ve oyununa gösterdiği ilgiden bahseder. 6 Nisan 1873 tarihinde bir bildirim ile İbret gazetesi kapatılır. Gazetenin kapatıldığı gün olan 5 Nisan 1873’te Namık Kemal ve Nuri Bey tiyatroyla ilgili kimi konuları görüşmek için Güllü Agop Tiyatrosuna giderler. O toplantı sırasında önce Kemal sonra Nuri Bey jandarma tarafından çağrıldıkları bildirilir. Oraya giden Ahmet Cevdet ile Nuri Bey’in tutuklandığı loçalarına girerler. Bu gelişmelerden habersiz olan Ahmet Mithat, İbret matbasındaki işlerini bitirip akşam üzeri kardakları vapuru üzerindeki karara varılır.

Namık Kemal ve Nuri Bey’in tutuklandığı Hakkı Bey’in ise arandığını orada Ebuzziya Tevfik’ten öğrenir. Tutuklanma nedenlerini bilmezler. Cezalarını çekecekleri yere özel bir vapur ile gönderilmelerine karar verilir. Özel vapur hazır olmadığından 6 Nisan’da Hİdiviye Posta vapurundan Mısır’a bindirilerek İstanbul’dan çıkartırlar. Ne ile suçlandıklarını ve çarptırıldıkları cezayı vapurda kendilerini gidecekleri yere götürmekle görevli olan Binbaşı Bahri Bey’den öğrenirler. Gerekçe olarak gazetecilik ve zararlı yayın gösterilir. Karakol Vapuru olan Pesendiye’ye aktarırlar ve hiç karaya çıkarılmadan 3 gün kalırlar. Dördüncü gün onlara tahsis edilen Hanya Vapuru gönderilir ve oraya aktarırlar. Ebuzziya Tevfik’in adını Kandiye olarak yazdığı bu vapurdaki görevliler onların kaçmayacaklarına kanaat getirince güverteye çıkmalarına, vapurda serbestçe dolaşmalarına izin verirler. Tüm görevliler ve subaylar son derece yardımcı olup, saygı gösterirler. Aslı sorumlu Binbaşı Bahri Bey’in de tutumu aynı olur. Bu ortamda sanki sürgüne gitmiyorlarmış gibi son derece şen, neşeli ve moralli bir yolculuk yaparlar. Ahmet Mithat ve Ebuzziya Tevfik Rodos’ta vapurdan indirilirler. Vapur Rodos’ta kömür almak için bir gün bekler. Bu esnada vapurdakilerle inenler arasında mektuplaşmalar olur. Kemal, bir grup tasvirine yer verdiği mektubunu Ahmet Mithat ve Ebuzziya Tevfik’e gönderir. Bu mektup ve tasvir onların iç rahatlığını yansıtmaktadır. Bu iç rahatlığı Rodos-Kıbrıs arasında kaybolmaya başlar. Sabah uyandıklarında vapur Kıbrıs önündedir. Kemal sandalla Larnaka’ya çıkarılır. Lefkoşa’ya gideceği sanılmaktadır ama Mağusa’ya yönelir. Vapurdakiler de Kemal’in Mağusa’ya doğru gittiğini Kıbrıs’ı bilen bir kişiden öğrenirler.
Yâna yânâ kalmadı cismimde tâkat ey çerâğ / Sen de döndün âteş-î hicrânla yanmış gönlüme Nûrî Bey
Belki rahmeyler de sen mahzûn olursun ey vatan / Bakma hicrânınla gel kânâ boyanmış gönlüme Namık Kemal
Vapur yolculuğu esnasında yalnız kalan Nuri Bey, bitmek üzere olan mum ışığının ilham vermesiyle yukarıdaki mısrayı kaleme alır. Vapurda uyuyamayan Namık Kemal yanına gelince Nuri Bey mısraları ona okur. Bunun üzerine Namık Kemal mısraların devamını getirir.

Zindan ve Müze: İki Katlı Tarih

Müze ve zindan, dışarıdan bakıldığında tipik Venedik dönemi taş mimarisini yansıtan, iki katlı bir binadan oluşuyor. Giriş katında bulunan ve şairin hapis yattığı tahmin edilen küçük, karanlık oda (zindan), sürgünün acımasızlığını gözler önüne seriyor. Üst kata çıkan taş merdivenler ve ahşap balkon ise müzenin sergi alanına açılıyor.
Müze İçindeki Eserler

Giriş katındaki karanlık zindan odası sürgünün acımasızlığını yansıtsa da, üst kattaki sergi salonlarında “Vatan Yahut Silistire” gibi bilinen eserlerin Osmanlıca baskıları, tarihi gravürler ve şairin büstü yer alıyor. Büst üzerindeki “Maksadım sâbitimün cân ü fenâ halka hizmete…” mısraları ve portresindeki “Bazen düşüncelerini de değiştirmelisin, çünkü sen düşüncelerinin kölesi değil, sahibisin” sözleri ziyaretçileri derin düşüncelere sürüklüyor.
“Gelip mektubu mergubun safa bahşeyledi cana / Sürurumdan serim tacı erişti arş-ı Rahmana” Namık Kemal’in Kars’ta 12 yaşındayken yazdığı ilk beyti.
Venedik Sarayı

Namık Kemal zindanı ve müzesini de içinde barındıran Venedik Sarayı, Gazimağusa’nın tarihi dokusu içinde adeta zamana meydan okuyan yapılardan biridir ve adadaki Venedik mimarisinin günümüze ulaşabilen en özel ve nadir örnekleri arasında yer alır.
Sarayın günümüze kadar ayakta kalmayı başaran ön cephesi, 16. yüzyıl Venedik mimarisinin izlerini taşır. Yapının merkezindeki dikkat çekici detaylardan biri, orta kemer üzerinde yer alan ve Kıbrıs’ın 1552 yılındaki Venedik Kaptanı Giovanni Renier’e ait olan hanedan armasıdır. Görkemli kemerleri ve sütunlu yapısıyla bu cephe, geçmişin ihtişamını bugüne taşıyan tarihi bir köprü görevi görmektedir.



