Neden Blog Yazıyorum?

İnternet dünyası her geçen saniye değişiyor. Sosyal medya platformlarında içerikler bir kibrit çöpü gibi hızla yanıp sönüyor. 15 saniyelik videoların ve 24 saatte silinen hikayelerin çağında, oturup uzun uzun paragraflar yazmak, fotoğrafları özenle seçip bir bağlam içine oturtmak kimilerine “eski moda” gelebilir. Kimileri içinse ömür törpüsü, sabır gerektiren, yorucu bir süreç olarak görülebilir. Peki, tüm bu hıza ve akışa inat neden hala blog yazıyorum?

2016 Yılı Şeref Aksoy Blog

İnsan hafızası nankördür; detayları siler, duyguları flulaştırır. Blog yazmak benim için modern bir günlük tutma biçimi. Çektiğim bir fotoğrafın görüntüsü yanında, o anki hissini, kokusunu ve hikayesini de anlatmak istiyorum. Okuduğum bir kitabı, fotoğrafı veya bir olayı paylaştığım zaman bende kalıcı oluyor. Fotoğraf, yazı ile birleştiği zaman anlamsal bir bütünlük oluşturuyor. Birlikte düşünme sürecine girmiş oluyoruz. Bu kalıcılığı birlikte sürdürüyoruz aslında. Yıllar sonra dönüp baktığımda, “Biz o gün ne düşünmüştük?” sorusunun cevabını bulmuş oluyorum ve o cevabı burada bulacağımı bilmek bana güven veriyor. Bu, kendime ve geleceğe bıraktığım bir miras.

Blog yazarı Seth Godin, yazmayı “düşünmeyi öğrenmek” olarak tanımlar. Katılıyorum. Zihnimde uçuşan, bazen karmaşık bir yumak haline gelen fikirler, ancak yazıya döküldüğünde hizaya girer. Yazmak, bir nevi zihni yavaşlatır, düzenler ve belirgin hale getirir . Bir konuyu başkasına anlatacak kadar akıcı hale getirmek için önce kendi zihninizde berraklaştırmanız gerekir. Blog yazmak, bu yüzden benim için bir nevi zihinsel meditasyon hali gibi.

Yazmak aslında yalnız yapılan bir eylem gibi görünse de, özünde en sosyal aktivitelerden biridir. Dünyanın herhangi bir yerinde, benimle aynı frekansta düşünen, aynı fotoğrafa bakınca aynı hüznü hisseden birileri olduğunu bilmek heyecan verici. Blog yazmak, okyanusa bir şişe bırakmak gibidir. Kimin, ne zaman o şişeyi bulacağını ve okuyacağını bilemezsiniz ama doğru kişi okuduğunda aranızda görünmez bir bağ kurulur. Okuyucuya dokunabilmek, bir farkındalık yaratabilmek bu işin en büyük ödülü.

Bir blog yazarı (özellikle de görsel odaklıysa) hayata “detay” gözüyle bakmaya başlar. Bu, hayatı mekanikleştirmek değil, aksine detayları daha çok fark etmek demektir. Sokaktaki kedinin bakışı, gökyüzünün o anki rengi veya bir insanın portresi, duruşu, gülüşü… “Bu anı nasıl yakalarım. Bunu nasıl anlatırım?” diye düşünmek, algılarınızı sürekli açık tutmanızı sağlar. Yaşamın o sıradan anları, blog yazarı için birer hazineye dönüşür.

Blog yazmak, kişiye kendi kendine taahhüt vermeyi ve disiplini öğretir. İş yoğunluğunun, stresin ve hayat gailesinin arasında kendime ait bir üretim alanı açmak, “tüketen” değil “üreten” tarafta olmak bana kendimi canlı hissettiriyor.

Bir yazının doğuşu, sancılı ama büyüleyici bir yolculuktur benim için. Çektiğim fotoğraf kareleri, zihnimin sinema perdesinde durmaksızın dönen, flu başlayıp giderek netleşen birer film şeridi gibidir.

Sonuç Olarak; Yazıyorum, çünkü kelimelerin ve görüntülerin gücüne inanıyorum. Hızla akıp giden zamanın içinde bir “durak” yaratmak, öğrenmek, paylaşmak ve en önemlisi kendim kalabilmek için blog yazıyorum.

Ve eğer siz bu satırları okuyorsanız, o şişe kıyıya vurdu demektir. Hoş geldiniz.

Her ay, gelen kutunuza harika içerikler almak için Bülten'e kaydolun.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

1 Comment

  1. Rıza Aksoy 30 Kas 2025 at 7:26 am

    Yazmaya hep devam et fotoğraf ve yazı birleşince fotoğraf karesinden daha çok şey çıkıyor ortaya
    Anı diyelim,günlük diyelim yıllar sonra çok daha kıymetli olacak bunlar.
    Kalemine duygularına sağlık kardeş hepsini ilgi ile okuyorum.

    Reply

Rıza Aksoy için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir