Bildiğin her şeyi unut ve kendini deniz kenarında hayal et. Ön tarafın denizle, diğer yanın da baştan başa kara ile kaplı. Sen denizi tercih etmişsin. Hatta neredeyse denizin içindesin. Denizin dalgaları ayaklarına değdi değecek. Dalgalar dışarıdaki hareketin varlığını hissettiriyor sana. Kısacası hayat bir devinim halinde. Farkındasın.

Sırtını dayadığın ağaç, rüzgarın varlığını hatırlatıyor sana. Rüzgâr martıyla sarmaş dolaş, yalpalayıp duruyor gökyüzünde. Belki de bu durum umurunda değil. Sen yine denize bakıp duruyorsun oturduğun yerden. Denizin karşı kıyısı da belli belirsiz görünüyor. Bütün hayatın o karşı kıyıyı merak ederek geçmiş. Ve sen ömrünün tamamını bu kıyıda geçirmişsin.

Sonra rüzgar, denizle yoldaş olmuş gibi dokunuyor sana. Aklından geçenleri alıyor götürüyor karşı kıyıya… Çünkü o an sen karşı kıyıyı düşünüyorsun ve düşlüyorsun. Sanki değişen bir şey yok gibi. Etrafında kimsenin olmadığını anlıyorsun, duraksıyorsun. Güneş olduğu yerde, gökyüzünde, şaşırmıyorsun. Tekrar karşı kıyıya bakıyorsun, ufak tefek binalara, vapurlara, fabrika bacalarına. Sonra ayaklarına değen denizle gerçekliğine dönüyorsun.
Bütün hayatın o karşı kıyıyı merak ederek geçmiş. Ve sen ömrünün tamamını bu kıyıda geçirmişsin.



