
25 Kasım 2025 tarihinde, Eskişehir’in modern çehresinin hemen ardında saklı duran kadim bir dünyaya, Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi’ne konuk olma fırsatı yakaladık. Frigya Yolu ve Ayazini seyahatinde havasını soluduğumuz ve tanıklık ettiğimiz gizemli atmosfer, bu müzede sergilenen eserlerle adeta ete kemiğe büründü.
Şu ayrıntıya değinmeden geçemeyeceğim. Ayazini Frig Vadisi’nde dolaşırken devasa kaya kiliselerini, mezar odalarını ve binlerce yıllık yerleşim izlerini çıplak gözle deneyimlemiştik. Ancak bu vadideki yaşamın gerçek detaylarını ve o dönemde yaşayan insanların ruh dünyasını tam olarak anlamak için Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi’ni görmek şart.
İsterseniz bu yazıya, Ayazini yazısını okuduktan sonra da geçebilirsiniz. Yazının adresi aşağıda.
Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi, içindeki eserlerle olduğu kadar kuruluş hikayesiyle de oldukça özel bir mekan. İlk olarak 1945 yılında temelleri atılan müze, bugün Eti Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. desteğiyle inşa edilen modern binasında hizmet veriyor. Müze; Neolitik dönemden Osmanlı’ya kadar uzanan geniş bir yelpazede, bölgenin yaklaşık 8000 yıllık tarihini kronolojik bir sırayla sunuyor. İlgimizi çeken bazı eserlerin hikayeleri ile sizi başbaşa bırakıyoruz.
Müze duvarlarında rastladığımız bir gravür ve anlatı, bizi Frigya’nın en meşhur efsanesine götürdü: Kral Midas’ın Eşek Kulakları. Latin ozanı Ovidius’un aktardığına göre; tanrı Apollon ile Pan arasındaki müzik yarışmasında Midas, oyunu Pan’dan yana kullanınca öfkelenen Apollon, güzel seslerden anlamayan Midas’ın kulaklarını eşek kulağına dönüştürür. Midas’ın bu sırrını sadece berberi öğrenir ve dayanamayıp bir kuyuya fısıldar. Ancak rüzgarla birlikte kamışlar dile gelir ve tüm dünya “Midas’ın kulakları eşek kulakları!” diye yankılanır.
Müzenin bahçesinde en etkileyici olanlardan biri kuşkusuz Nedymos’un Mezar Taşı. Bir yıldırım çarpması sonucu hayatını kaybeden Nedymos için ailesi tarafından dikilen bu stel, üzerindeki şiirle binlerce yıl öncesinden bize şöyle sesleniyor:
”Dualarla yürü geç, (ama) mezar lakırdısı yapma! Ben (çünkü) göklerin gürültü ve ateşinin kutsandığı bir yerim…”
Müzenin iç mekanında bizi karşılayan Eti (Hitit) uygarlığına ait eserler, Anadolu’nun kadim dâhiliğini yansıtıyor. Özellikle Çorum-Alacahöyük kökenli, M.Ö. 2400-2200 yıllarına tarihlenen Güneş Kursu ve zarif geyik figürinleri, o dönemin döküm ustalığını kanıtlar nitelikte.
Gezimizin en ilginç duraklarından biri de mezar hediyesi olarak kullanılan kulak tıkaçlarıydı. Neolitik dönemden itibaren kullanılan bu küçük objelerin (1-3 cm), manevi birer kalkan olduğu düşünülüyor. Mısır ve Mezopotamya inanışlarına göre bu tıkaçlar, ölünün ruhunu dünyevi gürültüden uzak tutmak ya da yeraltı yolculuğunda istenmeyen tanrısal sesleri engellemek amacıyla kullanılmış.
Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi, Frigya’nın gizemli vadilerinden Hitit güneşine, Roma’nın hüzünlü mezar taşlarından antik dönemin günlük objelerine kadar uzanan muazzam bir köprü. Eğer yolunuz Eskişehir’e düşerse, bu modern binanın bahçesindeki ve galerilerindeki antik fısıltılara mutlaka kulak verin.



