
Fotoğraf çekmek eylemi, teknik bir beceriden çok daha fazlasıdır; sosyolojik ve psikolojik bir olaydır. Deklanşöre basılan o saniyenin binde birlik diliminde, objektifin arkasındaki göz (fotoğrafçı) ile önündeki suret (fotoğraflanan) arasında tanımlanması zor bir ilişki kurulur. Bazen bir savaş, bazen bir dans, bazen de sessiz bir anlaşmadır bu.
İnsan doğasında “görülmek”, “fark edilmek” ve “kaydedilmek” arzusu da vardır. Birinin fotoğrafını çekmek, ona “Sen önemlisin, senin hikayen kaydedilmeye değer” demektir. En iyi portreler ve sokak fotoğrafları, taraflar arasında “sessiz bir sözleşme” imzalandığında ortaya çıkar. Bu sözleşme için kelimelere ihtiyaç yoktur. Bir göz teması, hafif bir baş eğme veya sadece varlığını ve orada olduğunu hissettirmek…
Fotoğrafçı, konusuna saygı duyduğunda ve onu yargılamadan, olduğu gibi aktarmaya çalıştığında aradaki cam duvar kalkar. O zaman fotoğrafçı bir “tanık” olur. Fotoğraflanan da, hikayenin “anlatıcısına” dönüşür.
Ancak bu ideal denge her zaman kurulamaz.

Yer: Galata Köprüsü… İstanbul’un belki de en kaotik ve en canlı geçiş noktası. Balık tutanlar, turistler, işportacılar ve hayatın yükünü omuzlarında taşıyanlar. İşte tam bu karmaşanın ortasında ve köprü üzerinde denize nazır bir tabureye oturmuş, elinde birasıyla günün yorgunluğunu atmaya çalışan o adam beliriyor. Yüzündeki yaşanmışlık çizgileri, güneşten korunmak için taktığı şapkası ve nasırlı elleri… Harika bir kompozisyon. Fotoğraf makinesinin vizöründen bakıldığında gördüğümüz şey, “fotoğrafik bir an” olarak görülebilir, çeken ve fotoğrafa bakan açısından.
Gerçek ise deklanşöre basıldığı anda, ışığın sensöre düşmesi ile iki insanın; “fotoğrafçı” ve “adam”ın çatışması aslında.
Fotoğraftaki adam için o an, belki günün keyifli bir zaman dilimi. Belki de kimsenin bilmesini istemediği gizli bir eylemi. Elindeki bira şişesi, şehrin gürültüsüne karşı kendine ayırdığı ufak bir ödül. Kimsenin görmesini istemediği, belki de yargılanmaktan çekindiği, ya da “girilmesini istemediği” özel bir alanı. Elin havaya kalkışı, “fotoğraf çekme!” itirazı gibi görünüyor ne dersiniz? Belki de “o el” mahremiyetin, yorgunluğun ve o anki keyfin bozulmasına duyulan tepkinin bir sembolü. Gözlerindeki ifade, objektife değil, doğrudan fotoğrafçıya haykırıyor gibi: “Çekme kardeşim.”
Peki ya fotoğrafçı ne düşünüyor? Sokak fotoğrafçısının en büyük ikilemi burada başlıyor. İzin istese, belki de doğallık bozulacak. Amca belki yüzünü kaçıracak, belki poz vermeye çalışacak, o “gerçek” duruş kaybolup gidecek. Fotoğrafçı, hayatın ham halini, o anki dokuyu yakalamak istiyor. Fotoğrafçı; adamın, Galata Köprüsünden geçen turistlere ve fotoğraf çekme faaliyetlerine alışkın olduğunu düşündü. Belki de “o elin” havaya kalkış anını gördüğünde, refleks olarak o tepkinin fotoğrafını çekmek istedi. Çünkü itirazın kendisi, poz verilmiş bir gülümsemeden daha güçlü bir hikâye anlatır bazen.
Bu fotoğraf karesi, sokak fotoğrafçılığının gri bölgesinde bulunuyor. İkilemde burada başlıyor. Fotoğraflamak mı, ihlal mi? Belgelemek mi, rahatsız etmek mi?
Adamın havaya kalkan eli, aslında fotoğrafçılık sanatına dair sessiz bir manifestodur, empati yaptığınızda. Bize şunu hatırlatır: Objektifin karşısındaki “kompozisyon öğesi” değilim, nefes alan, dertlenen ve o an sadece birasını yudumlamak isteyen bir insanım.
Ortaya çıkan fotoğraf karesi, izleyene ve fotoğrafçıyla fotoğrafik görüntü ortaya çıkardığı kadar, özne arasındaki o gerilimli, saniyelik diyaloğu da sunuyor. Adam keyfinin kaçtığını düşünüyor olabilir ama farkında olmadan, İstanbul’un en samimi ve en gerçek “hayır”ını ölümsüzleştirmiş oldu.
Belki de bu kaleme alınan yazı, o adamdan gıyaben dilenen bir özür ve o anın gerçekliğine duyulan bir saygı duruşudur.
Sebep ne olursa olsun Galata’daki adamın tepkisi bana göre haklıdır; çünkü o an sözleşme imzalanmamış, sınırlar ihlal edilmiştir. İyi bir fotoğrafçı olmak, sadece ışığı ve kompozisyonu bilmek değil, insan psikolojisini okuyabilmek ve o ince çizgide empatiyle yürüyebilmektir.
Fotoğrafçı sınır ihlali olduğunu düşündüğü durumlarda, çektiği fotoğrafı kendine saklayabilir veya o an silebilir. Fotoğraflanana ispatlamak açısından sildiğini de gösterebilir. Kendisine sakladığı fotoğrafın, sınır ihlalinin kalktığını düşündüğü zamanda ve mekanda yayınlayabilir. Burada fotoğrafçı ikinci yolu seçmiştir.
Not: Bu fotoğraf 2010 yılında çekilmiştir ve o günden bugüne herhangi bir yerde paylaşılmamıştır.



