
Tren yolculuğunda anlık bir duruş, deklanşöre dokunuş ve sisli, puslu bir hüzün ve yalnızlık hikayesi, geriye kalan çağrışımlar…
Çağrışım: Kaybolur hüzün, kocaman bir yalnızlık, suskun bir çığlık kalır gerimizde, birde hasret yüklü raylar. Trenin ritmik sesi, zamanın acımasız bir metronomu gibi işler ruhumuza; her takırtıda biraz daha uzaklaşırız kendimizden.
Gurbetin ve yalnızlığın şairi Kemalettin Kamu, belki de tam böyle bir tren yolculuğunda, rayların tıkırtısı kalbine vururken söylemiştir o meşhur sözünü. Çünkü bu raylar sizi bir şehre götürse de, hasreti, gurbeti içinizden söküp atamaz:
“Ben gurbette değilim,
Gurbet benim içimde.”
Çağrışım: Puslu bir hava, griye çalan yeşil tepeler, suyun üzerinde hüzünlü bir yansıma ve o yansımada kaybolan ağaçlar… Sanki her biri, içimdeki sessiz çığlığın bir parçası.
Yalnızlığın şairi Cahit Sıtkı Tarancı, bu durumu ne güzel özetler; bazen gökyüzü bile tanıdık değildir artık, aynalar bile düşmandır insana:
”Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.”
Hilmi Yavuz’un dediği gibi, bize en çok yakışandır belki de:
”Hüzün ki en çok yakışandır bize
Belki de en çok anladığımız…”
Ahmet Haşim’in o melankolik akşamlarında hissettiği gibi, ruhunun sulara vuran gölgesini görür. Hüzün, artık bir duygu değil, o gri tepelerin üzerine çöken ağır bir atmosferdir.
Şairin dediği gibi:
”Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…”
Yahya Kemal Beyatlı, gidenlerin ardından kalan o derin sessizliği, o “suskun çığlığı” ne güzel anlatır. Belki gemidir giden, belki trendir; ama kalan hep aynı limanda, aynı istasyonda bekler:
“Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.”
Puslu hava, görüş mesafesini kısaltsa da içgörüyü derinleştirir. İnsan o grilikte kendine çarpar. Şehirler, evler, ışıklar geride kalırken, Turgut Uyar’ın o modern ve “büyük” hüznü gelir oturur yüreğimizin başköşesine. Çünkü bu hüzün geçici bir heves değil, varoluşun ta kendisidir artık:
“Ki ben monologlar ustasıyım, ne zaman ki,
Karşıma bir hayal çıksa korkarım.
Uzanıp bir geceyi öperim şakağından,
İçimde bir hüzün kördüğüm olur, çözemem…”
- Kemalettin Kamu – Gurbet şiiri
Cahit Sıtkı Tarancı – Otuz Beş Yaş şiiri
Hilmi Yavuz – Nazım Hikmet şiiri
Ahmet Haşim – Merdiven şiiri
Yahya Kemal Beyatlı – Sessiz Gemi şiiri



