Pencere Önü

Dünya dediğin kocaman bir gürültü; hırıltıyla işleyen makineler, aceleci ayaklar ve ekmek kavgası… Ama gel gör ki, Büyük Ada’nın o bohem ve eksantrik sokaklarının dar bir kavisinde, mozaikleri tek tek dökülmüş şu eski duvarın önünde dünya birden duruveriyor.

Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum” şiirinde dediği gibi hani:

“Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum.

İşte tam o noktadayım. Bir ben farkındayım bu sessizliğin; bir de şu yukardaki, karnını büyük bir ciddiyetle yalayan tekir.

O dantel perdeleri görüyor musunuz? Hani o ince ince işlenmiş, günahı ve sevabı içeriye saklayan beyaz tüller… Ardında kim bilir kimler oturuyor? Belki yalnız başına çayını yudumlayan elinde bulmacası ile bir ihtiyar,  belki de gurbetteki oğlundan mektup bekleyen bir kadın. Ya da yalnızlığına terk edilmiş bir çift. Mozaiklerin yarattığı fluluk gibi orası da tam bir muamma. Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Gün Eksilmesin Penceremden” adlı şiirinin o duru mısraları geliyor akla:

“Her mihnet kabulüm, yeter ki gün eksilmesin penceremden!”

Vazoları altın rengi mi, pirinç mi, orası meçhul. Ama o güller… Birer başlarına, boyunları hafif bükük. Sanki “Biz buradayız ya, bu dünya yine de yaşanmaya değer,” diyorlar. Kim koydu onları oraya? Hangi sevda uğruna ya da hangi ayrılığın hatırasına duruyorlar orada? Pencerenin önünde bir şair olsa, “Gül dediğin dalında değil, böyle bir pencere eşiğinde insanı bekleyince güzeldir,” derdi.

Biri yukarıda, dünyanın hakimi gibi tünemiş; diğeri aşağıda, betona gövdesini sermiş. Kediler, bu mahallenin hem bekçisi hem de en büyük felsefecileridir. Bizim “zaman” dediğimiz o canavarı, patilerinin altında bir yumak gibi yuvarlayıp dururlar.

Şu aşağıdakine bakıyorum; gözlerini kısıp uzaklara, belki de hiç var olmamış bir adaya bakıyor. Mülkiyet dediğin, güneşin vurduğu o dar mermer eşiktir onlar için. Ne geçmişin pişmanlığı tırmalar yüreklerini, ne de yarının ekmek kaygısı… 

Hişt, hişt! diyorum aşağıdakine. Gözünü kırpıyor. Tamam diyorum, dünya henüz batmamış. Sevmek, diyorum içimden. Bir pencere eşiğini, zamanı durduran iki kedi felsefeciyi ve bir çift solgun gülü sevmekle başlayacak her şey.

Pencereyi geride bırakırken dilimde bir şarkı.

Dünyayı güzellik kurtaracak, sevmekle başlayacak her şey…”

Her ay, gelen kutunuza harika içerikler almak için Bülten'e kaydolun.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Leave A Comment / Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir