İstanbul’un kalbi İstiklal’de, vitrinlerin sahte parıltısı ve kalabalığın telaşlı uğultusu arasında yürürken, şehrin keşmekeşi ve sıradanlaşan bir koşuşturma halinde bulursunuz kendinizi. Modern dünyanın tüm neşesini, gürültüsünü ağır bir perde gibi örten sesler duyarsınız. Yüksek ritimli müzikler, telefonların mekanik bildirim sesleri, topukların asfaltta bıraktığı sert tıkırtılar ve konuşmaların birbirine karıştığı o devasa uğultu… Şehrin kakafonisi içinde en zayıf yerinden bir yırtılma sesi duyulur. Tüm bu metalik gürültüyü delip geçen, kadim, hasret kokan ve çıplak bir ses: Kaval sesi.
Beyoğlu’nun beton binaların arasından bozkır sisi kaplar İstiklal’i… Elinde kavalıyla bir amca, bitmek bilmeyen gurbeti, kimsesiz bir yalnızlığı anlatır bakışlarıyla ve elindeki kavalıyla… Yedi delikli bir ahşap; insanın nefesiyle can bulur, toprağın yasını gökyüzüne ulaştıran kadim bir dili simgeler.

Kavalın sesi yükseldikçe, zihnimizde hüzünlü bir film şeridi ağır çekimde dönmeye başlar. Parmaklar o deliklerin üzerinde dans ederken, adeta insanın eski yaraları üzerinde geziniyormuşçasına bir iz bırakır havada. Diğer enstrümanlar bir hikaye anlatırken, kaval bizzat o hikayenin içindeki, o dinmek bilmeyen sızının kendisidir aslında. Nefes, sanki kavalın karanlık ve dar tünelinden geçerken, dünyevi her şeyden arınır ve bir “ah” olarak atmosfere karışır. Asfaltın yerini ıssız bir toprak, neon ışıklarının yerini ise solgun bir akşamüstü melankolisi alır.
Tam bir “Düttürü Dünya” anlayacağınız. Kaval, insanın kendi içine dönen en kestirme, en hüzünlü yoludur. Şehirler ne kadar devleşirse devleşsin, insan ruhu o kavalın daracık boğazına sığacak kadar mahzundur aslında. Bizi modern zamanın illüzyonlarından koparıp o en saf halimize; yani “hiçliğimize” ve “özlemimize” geri çağırır.
Cahit Külebi, Anadolu’nun tozunu, rüzgarını ve o hiç bitmeyen “memleket gurbetini” en saf haliyle dizelere döken şairdir. Gurbet şiirinde şöyle seslenir;
Şimdi tarlalarda güneş vardır.
Karlar donmuştur otların uçlarında..
Artık akşamları dinlenemem
Başım avuçlarında.



