Genel

​Gümüş Pullu Rüyalar

Mavi sonsuzluğun ortasında, gümüşe çalan pullu rüyaların peşinde bir balıkçı, teknesiyle tek başına… İşte orada… Devasa köprünün gölgesi, denizin bağrını kılıç gibi kestiği anda ihtiyar kayıkçı küreklerine asıldı.

Deniz, Halikarnas’ın o bildik, hem anaç hem de gaddar huyuyla çalkalanıyordu. Kayıkçı, her kürek çekişinde suyun direncinde bir parça umut, bir parça da karamsarlık buluyordu. “Hey koca derya!” diye mırıldandı çatallı sesiyle. “Bir yanın bayram yeri gibi ışıl ışıl, öte yanın dibi görünmez bir kuyu…”Köprünün üzerinden akıp giden telaşlı kalabalık, aşağıda bir lokma için suyun nabzını tutan bu adamdan habersizdi.

Oltasını suya bıraktığında, kurşunun inişini parmak uçlarında hissetti. O an, dünyanın bütün kederi o incecik misinanın ucuna asılmış gibi ağır geldi yüreğine. “Ya deniz bugün küsmüşse?” diye iç geçirdi. Tam o sırada, Boğaz’ın sert rüzgarı yüzüne çarptı, martıların çığlığı göğü deldi. Bir gümüş parıltısı vurdu suyun yüzüne. Umut, işte o an bir balığın kuyruk vuruşunda yeniden canlandı. Karamsarlık, denizin dibindeki karanlığa gömüldü; geriye tuz, rüzgar ve yaşama sevinci kaldı.Çünkü biliyordu ki; denizin bittiği yerde hayat durur, ama bu su aktıkça, kürekler çekildikçe bu hikâye asla yarım kalmazdı.

Merhaba ey deniz, merhaba ey umut!

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu