
Bazen bir vedayı sığdıracak kelimeler bulamazsınız, bazen de o kelimeler birikir ve sonunda bir sahne dolusu mektuba dönüşür. Bu ay Aksa Kitap Kulübü ile Aylin Balboa’nın çok sevilen “Bu Hikâye Senden Uzun Osman” kitabını okumuş ve üzerine uzun uzun tartışmıştık. Kitapta, parçalanmış bir ruh halinin monologlar şeklinde anlatımına şahit olmuştuk; ancak sahnede bu durumun nasıl dramatize edileceğine dair duyduğumuz merak, yerini hayranlık uyandıran bir performansa bıraktı.
Sahne Arkasındaki Güçlü Kadro
Aylin Balboa’nın eseri, oldukça yetkin bir ekibin süzgecinden geçerek sahneye taşınmış. Yönetmenliğini Salih Usta, metin danışmanlığını Sertaç Sayın, dramaturgluğunu ise Ozan Ömer Akgül üstlenmiş. Oyunun tüm duygusal yükünü ise sahnede devleşen, ülkemizin en değerli oyuncularından Şenay Gürler omuzluyor.

Takıntıların ve Ritüellerin Sonsuz Döngüsü
Uzun yıllar birlikte olduğu hayat arkadaşından ayrılan bir kadının hikâyesine odaklanan oyun, ayrılık sonrası Osman’a yazılan mektuplara evriliyor. Başlangıçta bir muhataba yönelen bu mektuplar, zamanla karşılık beklentisinden uzaklaşıyor ve bambaşka bir anlam kazanıyor.
Osman’a yazılan satırlar, giderek ana karakterin kendisine dönüyor; yaşanan kırılma, dönüşüm ve yeniden kurma süreci bu metinler aracılığıyla görünür hale geliyor. Mektuplar artık birine ulaşma çabası değil, kişinin kendi yolunu anlamlandırma aracı oluyor.


Oyunun genelinde sürekli tekrarlayan bir döngü hali hakim, izleyiciyi adeta karakterin zihnine hapsediyor.
Kitabın sayfaları arasında gezinirken zihnimizde birer cümle olarak yer edinen kesitler, sahnede nesnelerin diliyle hayat buluyor. Okurken belki sadece bir ‘hâl’ olarak algıladığımız durumlar; sahnede ekmek kızartma makinesinin tekrarlayan sesi, reçel sürülen her dilim ve abajur sesiyle somut birer ritüele dönüşüyor. Bu ritüeller, kitabın bölümlerini sahnede zamana yayıyor ve bizi Osman’ın hiç bitmeyen, kendi kuyruğunu kovalayan döngüsüne ortak ediyor. Şenay Gürler’in her döngüde farklı bir katmanını açtığı bu sahneler, kelimelerin bittiği yerde nesnelerin nasıl haykırabildiğini gösteriyor.
Oyunun sonunda kitaba ait bölüm başlıklarının Şenay Gürler tarafından haykırılarak, kitaplarla birlikte sahnenin dört bir yanına savrulması; parçalanmış bir ruhun en somut ve sarsıcı izdüşümüydü. Her düşen kitapta, bir kadının inşa ettiği o koca dünyanın da parça parça dağılışına tanıklık ettik.
Okumaktan İzlemeye: Dramatize Edilen Duygular
Kitap kulübünde karakterin zihnindeki o monologları analiz ettikten sonra, Şenay Gürler’in bu kırıklıkları her jestinde ve kullandığı her nesnede —o abajurdan makinenin her “çın” sesine kadar— sergilemesi oyunu çok daha etkileyici kılmış. Kitaptaki o monolog yapısı, sahnede görsel, işitsel unsurlarla birleşen derin bir dramatik yapıya kavuşmuş.
Özellikle de kitabı okuyup o “parçalanmışlığı” hissettiyseniz, bu mektuplara ve o bitmek bilmeyen döngüye ortak olmanızı kesinlikle öneririm.
Kitabın ve oyunun tekrarlayan nakaratı ile bu yazıyı bitirelim, “bu yazı burada bitiyor, yeter devam etmeyeceğim Osman.”

Aksa Kitap Kulubü



