Genel

Şehir Değişiyor, Ya Biz?

Yürüyorum. Kafamda bin bir düşünce, cebimde iki kuruşluk dünden kalan ekmek kırıntısı… İstanbul dedikleri hengame, devasa adımlarla koşuyor bir yerlere. Sağımda solumda boy aynası gibi parıldayan dükkanlar, vitrinlerin arkasında cansız mankenler, son model arabaların egzoz çığlıkları… Herkes telaşlı, herkes bir yerlere yetişme derdinde. Sanki bu şehir hep böyle fiyakalıymış da, hep böyle parıl parıl parıldarmış gibi.

Tam bu hengamenin ortasında, tek katlı, sıvaları dökülmüş, grafitlerle örselenmiş küçük metruk ev çıkıyor karşıma. Celladını bekleyen idam mahkumu gibi, eşini dostunu gözleyen yalnızlığına terk edilmiş ihtiyar çift gibi orada…

Sağında koca bir bina yükseliyor, solunda modern bir apartman. O ise iki büklüm olmuş bir ihtiyar gibi, başını öne eğmiş, cılız bir sesle “Ben buradayım” diyor. Ama kimsenin gördüğü yok. İnsanlar önünden geçip gidiyor; hatta önünde duruyorlar fakat ne kırık pencerelere bakıyorlar, ne de o gri, isli duvarlara. Sanki koskoca bir boşluk var gibi. Şehir dönüşüyor diyorlar. Binalar büyüyor, yollar genişliyor, her şey yenileniyor. Peki ya biz? Binalar yükseldikçe içimizdeki yalnızlık bu metruk gibi kat be kat artıyor mu? Ya içindekiler, nereye gittiler, yaşıyorlar mı? Sorular, sorular deli sorular…

İki Kedi

Başımı biraz yukarı kaldırıyorum, iki kedi ilişiyor gözüme. Çatının kiremitlerine tünemişler. Dünyanın en telaşsız, en bilge canlıları… Şehrin göbeğindeki gürültü patırtı, şatafat, vitrinler zerre umurlarında değil. Aşağıda akan insan seline, o telaşlı kalabalığa öylece bakıyorlar.

Biz sevmeyi de unuttuk, görmeyi de. Kedilerin o yukarıdan bakan bakışlarında kendimi buluyorum. İnsan da böyledir işte. Etrafı ne kadar kalabalık, ne kadar ışıltılı olursa olsun; kendi çatısının üstünde, kendi yalnızlığıyla baş başa kaldığında asıl kendisi olur.

Şehir ne kadar değişirse değişsin, ne kadar çok katlı binalarla donatılırsa donatılsın; içimdeki o eski İstanbul’u, o metruk evlerin kokusunu, damdaki kedinin umursamazlığını modernite diye dayatılana değişmem. Biz değiştikçe, binalar güzelleştikçe, içimizdeki o insani sıcaklık sanki biraz daha eksiliyor.

Yazıyı Edip Cansever’in “Mendilimde Kan Sesleri” şiiri ile bitirelim.

İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Ne dersiniz?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu