Venedik, çoğumuzun zihninde kanallarında gezinen gondollar, batan güneşin kızıllığıyla sarmaş dolaş olan Rialto Köprüsü, klasik müziğe ritim tutan insanların danslarının yankılandığı San Marco meydanı ve ihtişamlı maskeli balolarla anılan romantik bir masal şehri olarak canlanır. Adriyatik’in sularına kök salmış bu büyüleyici şehir, yüzyıllar boyunca sanatın, ticaretin ve zarafetin başkenti olarak anılmıştır. Ancak suyun ışıltısı ve yansımasının yanında, Venedik’in sisli sokaklarında ve ihtişamlı saraylarının gölgesine gizlenmiş, çok daha karanlık, gizemli ve soğuk bir dünya daha vardır.
Meşhur, kartpostalları süsleyen San Marco Meydanı’nın kalabalığından sıyrılıp, Dükler Sarayı’nın yanındaki kanala doğru yürüdüğünüzü hayal edin. Herkes kafasını kaldırmış, Ahlar Köprüsü’ne (Ponte dei Sospiri) bakıp fotoğraf çekiyor. Köprünün bağlandığı, kanala gölgesi düşen beyaz ve asık suratlı taş binayı merak ediyoruz: Le Prigioni Nuove, yani Yeni Hapishane.
Venedik’in ışıltılı, maskeli ve romantik yüzünden sıyrılıyor, şehrin karanlık ve sırlarla dolu geçmişine dokunuyoruz.

Sarayın İhtişamından Taş Hücrelerin Soğukluğuna
Dükler Sarayı’ndan sonra Ahlar Köprüsü’nü de geçerek Prigioni Nuove’ye adım attığımız an, atmosfer bıçak gibi kesiliyor. Sarayın o altın varaklı tavanları, kocaman tabloları geride kalıyor ve yerini kalın taş duvarlara ve dar koridorlara bırakıyor.
Burayı etkileyici kılan iki önemli neden vardır, birincisi, kemerlerdeki yüzler; yedi tane kemer ve yedi tane de yüz vardır. Soldan sağa doğru incelendiğinde; acı, pişmanlık, öfke, korku, kibir, çaresizlik ve teslimiyet gibi suçluluk psikolojisinin ve cezalandırılma sürecinin farklı insani evrelerini yansıtması. Adaletin soğuk yüzü ile parmaklıklar arkasındaki insan trajedisini sembolize ettiği söyleniyor. Diğer bir önemli neden ise; 16. yüzyılın sonlarında Avrupa’da suçlular şatoların bodrumlarına veya saray mahzenlerine atılırken, Venediklilerin sırf bu iş için bağımsız bir bina inşa etmiş olmaları.
Binanın tasarımını başlatan ve temelini atan kişi, İtalyan Geç Rönesans döneminin en önemli mimarlarından biri olan Antonio da Ponte‘dir. Kendisi aynı zamanda Venedik’in simgelerinden biri olan ünlü Rialto Köprüsü’nün de mimarıdır. Da Ponte binanın yapımına 1589 yılında başlamış, ancak ömrü tamamlamaya yetmeyince işi yeğeni devralmıştır.
Binayı tamamlayan ve hapishaneyi o meşhur Ahlar Köprüsü (Ponte dei Sospiri) ile hemen yanındaki Dükler Sarayı’na (Palazzo Ducale) bağlayan kişi ise yeğeni Antonio Contin olmuştur.

Casanova’nın Ayak İzleri
Tabii ki gezerken insan ister istemez efsanevi maceracı Giacomo Casanova’yı düşünüyor. 1755’te buraya kapatılan ve kaçışı imkansız denilen bu hapishaneden tereyağından kıl çeker gibi kaçan o adamın bastığı taşlara bakmak, geziye hafif bir casusluk filmi havası katmıyor değil.
Gelelim kaçış hikayesine;
Casanova, hapishanenin havalandırma avlusunda yürürken yerde demir bir çubuk ve mermer parçası buluyor. Büyük bir sabırla, günlerce mermeri zımpara gibi kullanarak demir çubuğun ucunu sivriltiyor ve kendine keskin bir şiş aleti yapıyor. Kaçış için hazırladığı şiş aletini kaldığı hücrede kullanması mümkün olmuyor çünkü gardiyanlar sürekli onu izliyor. Yan hücrede bulunan ve rahip olan mahkumla iş birliği yapıyor. Demiri dev bir İncil’in ortasını oyarak içine saklıyor; üzerine de bol tereyağlı bir tabak makarna koyup gardiyana veriyor. Gardiyan, makarna dökülmesin diye öyle dikkatli taşıyor ki kitabın ağırlığından hiç şüphelenmiyor!
Rahip, kendisine ulaşan demirle tavanı deliyor ve Casanova’yı yukarı çekiyor. Sonrasında ikili, sarayın çatısına tırmanıyor. Casanova, çatıyı kaplayan ağır kurşun plakaları demiriyle sökerek içeriye, sarayın arşiv odalarına geçiyor.
Hücre kıyafetlerinden kurtulan Casanova, saray odalarında bulduğu şık aristokrat kıyafetleri giyiyor ve kapıları kilitli olan sarayın penceresinden dışarıdaki nöbetçiye sesleniyor. Nöbetçi, içeride şık giyimli bir asilzadenin kilitli kaldığını sanıp mahcubiyetle kapıyı açıyor.
Casanova nöbetçiye kibarca teşekkür ediyor sonrasında yürüyerek kapıdan çıkıyor ve gondola binerek, özgürlüğe kürek çekiyor.
Nefes kesen bir kaçış hikayesi değil mi?



