
Seddülbahir, 1915 ten beri matemini yaşıyor. İçindeki fırtınalarla ve gizlemeye çalıştıklarıyla dingin görünmeye çalışıyor gibi. Geçmişin izlerini takibe almadan bu hüznü sizin de içinizde yaşamanıza izin veriyor aslında.

Toprağına adım attığınız ilk andan itibaren boğazın sert rüzgârı, asırlık bir ağıdı fısıldar gibi çarpıyor yüzünüze. Zaman burada kendini unutmuş; dalgaların kıyıya her vuruşunda yarım kalmış hikâyelerin, eve dönemeyenlerin ve gençliğini bu tepelere bırakanların sessizliğinde yankılanıyor. Kıyıdaki her bir taş, denizin maviliğine bürünmüş her yer, tarif edilmeyen bir fedakârlığın ağırbaşlı tanığı gibi. Seddülbahir, acısını bağıra çağıra anlatmıyor; onu bir sır gibi, göğsünün en derininde saklıyor.
Ve o an anlıyorsunuz ki; buradaki sükût, konuşulan tüm sözlerden çok daha derin, çok daha kederli bir şiir.



