Halk arasında “üç-beş” olarak adlandırılan geleneksel Türk kadın kıyafetleri, Orta Asya’dan günümüze uzanan derin bir tarihin, emeğin ve kimliğin canlı birer belgesidir. Harmanlanmış binlerce yıllık tarihi, göçebe Türk kültürünün izleri ve saklı kültürel zenginlikleriyle Anadolu; rengarenktir, mozaiktir. Bu mozaiğin en renklilerinde biri olan üç-beş Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Akarçay kasabasında hala yaşatılmaya devam ediliyor.

“Üç-Beş” Nedir?
“Üç-beş” isminin kökeni, kıyafetin teknik yapısından ve dikiş özelliğinden gelmektedir. Yöresel kıyafetin en temel parçası olan dış sayanın (üç etek) arkası tek parça, önü ise sağ ve sol olmak üzere iki parça halinde dikilir. Belden aşağısı üç yaprak (parça) şeklinde tasarlanan bu kıyafete, halk dilinde “üç peş” (üç parça/dilim) denilmektedir. Zamanla halk dilindeki bu söyleyiş fonetik olarak değişime uğramış; “üç peş”, dilden dile dolaşarak “üç-beş” şeklini almıştır. Yani kıyafetin adı, eteklerinin ayrıldığı o üç dilimli (peşli) kesim tarzından gelmektedir.
Üç-beş, baş, beden ve ayak olmak üzere toplam 11 parçadan oluşmaktadır:
- Baş Kısmı: Fes (parçalı ve semerli yapıya sahip, gümüş paralar ve boncuklarla süslü başlık) ve yazma (el basması yöresel başörtüsü).
- Beden Kısmı: İç saya, dış saya (üç etek / üç peş), şalvar, önlük, arkalık (saçaklı ve boncuklu bel kuşağı), tuzluk (tarlaya giderken tuz veya küçük eşya taşımak için kullanılan süslü torba) ve boncuklu bel bağı.
- Ayak Kısmı: Alaca çorap (yöresel desenli yün çoraplar) ve deri çarık.

Akarçay’ın sağlı sollu dizilmiş kerpiç evlerinin arasında ve taş sokaklarında dolaşıyoruz, üç -beş giymiş kadınları görüyoruz. Başlarındaki fesleri, pırıl pırıl parlayan üç etekleri ve yüzlerindeki gülümsemeyle geçmişin ruhunu bugüne taşıyorlar. “Alacada çorap öremedim de” ile başlayıp “Başındaki yazmayı da sarıya mı boyadın? ” ile devam eden ve “İçliğinin yakası da sıra sıra nakış yâr” ile biten türküler dolanıyor dillerimize. Gökyüzündeki kara bulutlar dağılıyor, doğa sanki yeniden uyanıyor gibi. Ağıtlar halaylara, maniler elliğe, hop bicoğa, alaçama ve semahlara dönüyor. Dilli kavallar, bağlamalar, zipziler, davullar ve zurnalar dile geliyor.
Alaçam allanıyor / Allanıp sallanıyor / Nazlı yarin yanağı / Öptükçe ballanıyor.
Bahçe pezik değil mi güloğlan / Ciğer ezik değil mi güloğlan / Ben sevdim eller aldı güloğlan / Bana yazık değil mi güloğlan
Allılar allılar al geydim alsın deyi / Allılar allılar mor geydim sarsın deyi / Allılar allılar onun için naz ettim / Allılar allılar bana yalvarsın deyi
Erik dalda top gibi / Toplayanı yok gibi / Bana mendil sallıyor / Sanki yari yok gibi

Yüzümüzde oluşan tebessüm, yüreklerimizde geçmişten geleceğe uzanan sıcak iklimin bıraktığı huzurla ayrılıyoruz Akarçay’dan. İçimizdeki coşkuyu, ezgileri, kerpiç evleri ve rengarenk üç-beşlerin oluşturduğu hikayeyi sessizce sarıp sarmalıyoruz ruhumuza. Ortaya çıkan genel kanı; bu kültürel mirası korumak, arşivlemek ve yeni nesillere tanıtmak hepimizin ortak sorumluluğu.
Bu güzelliği sizlerle paylaşmak benim için büyük bir keyif oldu. Fotoğraflar için Rıza Aksoy’a teşekkür ediyorum. Bir sonraki rota ve hikayelerde buluşmak üzere, sevgiyle kalın!




O kadar tamamlayıcı teknik bilgiler yazmışsın ki arastirmana sağlık
Diğer duygu ve ifadelerde de aynı duygulardayız
Her zaman deriz ya fotoğraf sadece bir kare den ibaret değildir belki bakar geçeriz ama o fotoğrafa dair bir iki cümle bir iki paragraflar hem bilgileniyoruz hem de yazanın duygularına ortak oluyoruz.
Akarcay in içlerine ilk defa gittim sokak araları evler insanlar evcil hayvanları ile dingin bir hayat var .
Bakkal market nalbur gözleme evi cafe benzeri dükkanlar ile yaşayan bir köy hayatı var
Yönetmen Kazım Öz de beğendi Belediye binasından bahsettim de az önce gördüm diye gülümsedi.Benim aklima vizontele de ki memleketini seven belediye başkanı nın konuşması geldi aklıma.
Bugün Görümlü de ki Kul Himmet etkinliklerinde olacağız bakalım gözümüze gönlümüze hangi renkler duygular takılacak